| Yazan: Savaş Manço,
Tarih: 03-04-2010
|
Okunma Sayısı : 588  |
Yayınlama yeri : , Savaş Manço |

Sevgili okurlarım;
Mısır’ın Akdeniz limanı İskenderiye’de doğan İpatya (370 – 415. Yunanca yazılışı Υπατία, Batı dillerinde ise Hypatia), ünlü filozof ve matematikçi Theon'un kızıydı.
Theon matematikçi Öklid'in eserine kızının da yardım ettiğini söylediği bir tefsir yazmıştı. Ailesinin tek çocuğu olan İpatya genç yaşta felsefe ve matematiğe karşı derin bir ilgi göstermişti. Babası kızını bu konularda büyük bir dikkatle eğitti ve onun kısa bir sürede en parlak öğrencilerinden biri olmasını sağladı. Süidas'a göre İpatya’nın yazdığı eserler arasında İskenderiyeli Diofantüs'un Aritmetika, Pergalı Apoloniüs'un Konikler ve Ptoleme'nin “En büyük” diye adlandırılan “Matematiğin oluşumu” (ilk çağlardan MS ikinci yüzyıla kadar matematik ve astronomi ilimlerinde bilinen her şeyi kaplayan almanak) üzerindeki tefsirleri vardır ama bugün İpatya imzalı bu eserlerin hepsi tamamen kayıptır. İpatya o zamanların üniversitesi kabul edilen İskenderiye'deki okulda felsefe, matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Bu dersler Eflatun ve Aristotales'in fikirlerinin tanınıp yayılmasında etkili olmuştur. Bruno ve Galileo’dan yüzyıllar önce astronomi aleti astrolabı geliştirip kullanıma sunan da İpatya’dır. Milattan önce 150 civarından beri bilinen astrolab prensibi, güneşin ve yıldızların dünya üstünde belirli bir yerden verilen bir saatteki görüntülerinin kâğıt üzerine dökülmesidir. İpatya, Milattan sonra 400 yılında bu prensibe uygun ilk aygıtı yapmıştır. Bugün dünya üstünde bilinen ve bir müzede saklanan en eski Astrolab ise bir Fransız teknik adamı olan Fusoris’in yaptığı aygıttır. Önceleri astrolab yıldızlara ve güneşe göre saati hesaplamak, astronomi öğrenimi yapmak ve yıldız falı bakmak için gökyüzü haritası çizmekte kullanıldı. Astrolab daha sonraları ise yıldızların ve güneşin ufuk üstü yükseklik açılarından bir geminin dünya üstündeki o anki yerinin hesap yolu ile bulunmasında kullanıldı.
Hristiyan dünyası aşağıda anlattığım olaydan sonra 4 – 5 asır kadar bir süre bu aygıtı unuttu. Astrolab MS 800’den sonra İslam İspanya’sından (Endülüs) ve müslüman gemiciler tarafından yavaş yavaş diğer Avrupa ülkelerine götürüldü. MS 1650’den sonra ise astrolab gemicilik’teki yerini en son icat olan sekstana bırakmaya başladı. Gemiciler bugün bile sekstan aracılığı ile ölçtükleri yıldız yüksekliklerinden yola çıkıp bulundukları enlem ve boylamı hesaplarlar. Tüm dünya denizcilerinin 16’ncı asır’dan 18’i asır sonuna kadar geçen 300 yıla yakın sürede tek gemicilik aleti olarak kullandıkları astrolab adını Yunanca “Astrolabos = Yıldız yüksekliğini ölçmeye yarayan alet” sözcüğünden alır. Astrolab’ın prensibi ise genelde MÖ 190 – 120 arasında, İpatya’dan 550 yıl kadar önce yaşayan Hipparküs’e atfedilir. Resimlerdeki astrolab ise 1365 yılında doğan ve yukarıda sözünü ettiğim Fransız saat ve astrolab yapımcısı Jean Fusoris’inkidir ve günümüze kadar kalabilmiş olan en eski astrolab diye bilinir.

Resim 1: Fusoris astrolabının ön yüzü

Resim 2: Fusoris astrolabının arka yüzü
İşte MS 400 yılında bu aygıtı yapan ve bu arada aritmetik alanında 13 ciltlik bir yapıt ortaya koyan İpatya inanç yerine aklı ve bilimsel düşünceyi savunduğu için ; dinî otoriteye ve Yaratan’a isyan ettiği ve inançsız olduğu gerekçeleriyle ; Hıristiyan din adamı Krillo’nun emri üzerine, bağnaz bir dinci grubun saldırısı sonucu, daha 45 yaşında iken, işkenceyle derisi yüzülerek ve parçalanarak öldürülmüş ve eserleri yok edilmiştir. İpatya’nın ölüm emrini veren Krillo ise daha sonraları Katolik kilisesi tarafından “Aziz” ilân edilmiştir.
İpatya öğrenimi için gittiği Atina'da yaşadığı sürede Plotinüs, Porfiri ve Yambliküs tarafından kurulan “Yeni Eflatuncu” okulla temas kurup bu akımla özdeşleşti. Daha sonra İskenderiye'ye döndüğünde ünlü müzede konferanslar ve dersler vermeye başladı. Burada, zerafeti, engin bilgeliği, gençliği ve olağanüstü güzelliği geniş bir öğrenci ve hayran kitlesi çekmeye başlamıştı. İpatya artık soylu İskenderiye ailelerin evlerine davet ediliyordu ve arkadaşları arasında zamanının en güçlü kişileri olan İskenderiye Valisi Orestes ve Siren Başpiskoposu Sinezyüs bulunuyordu. İpatya’nın ünü, yeni Eflatuncu okulun yıkımın arifesinde, doruktaydı. İpatya “Kişisel benliğin evrensel Ben ile birlik kurabileceğini” gösterdi. Bu görüş Anadolu’da yaşamış olan Tasavvuf felsefesine çok yakındır. İpatya, Amonyüs Sakas'ın yolunu izleyerek bütün dinler arasındaki benzerlikleri ve bunların kaynaklarını açıkladı. Yeni Eflatuncu okulda Aristo'nun tümevarımlı mantık metodu uyarladığında, hristiyan dogmanın istikrarsız temeli daha da açığa çıkmıştı. Mantık ve şeylerin uslamlamalı makul açıklanması bu yeni esrar dininin en çok nefret ettiği şeyler arasındaydı. İpatya hristiyanlığın dogmalarını alıntı yaptığı metafizik alegorileri irdelemek ve bunları halka açık konferanslar yoluyla yaymakla hristiyanların ancak şiddetle yanıt verebilecekleri bir durum yarattı. Eğer okulunun devam etmesine izni verilseydi, kilise tarafından yürütülen hile açığa çıkmış olurdu. Yeni Eflatuncu ışık hristiyanlığın yamalarını fazla aydınlatıyordu. Sonuçta MS 415 yılının bir bayram günü, vaiz Petro'nun önderliğinde Kiril'in keşişleri İpatya'nın konuşmalarından birini yapacağı müzenin önünde toplandılar. Biraz sonra atlı bir araba kapıya geldi. Pusu yerinden fırlayan, kalplerinde cinayet yatan bu kara keşişler grubu İpatya'yı inmeğe zorladılar, onu soydular ve çıplak olarak yakında buluınan bir kiliseye götürdüler. Onu titreyen mumlarla aydınlamış buhur kokulu loş koridorlardan sürüklediler ve sunağa getirdiler. Bir ara İpatya eziyetçilerinin ellerinden kurtulup, etrafını sarmış kara cüppeli keşişlere karşı bembeyaz ayağa kalktı ve bir çift laf söylemek için ağzını açtı ama sesi çıkmadı çünkü o anda vaiz Petro bir vuruşla onu yere yıktı ve keşişler İpatya’nın üzerine çullandılar. Katilleri daha sonra İpatya’nın ölü bedenini sokaklarda sürüklediler, istiridye kabuklarıyla etini kemiklerinden sıyırdılar ve İpatya’dan kalanları yaktılar. Böylece İpatya yok oldu ve bu ölümle yeni Eflatuncu okul sona erdi. Bu olaydan sonra İskenderiye’deki bazı filozoflar Atina'ya gittiler ama yeni Eflatuncu okullar İmparator Jüstinyen’in emriyle kapatıldı. Arkasından yeni Eflatuncuların son yedi filozofu Ermiyas, Prisianüs, Diojen (Jüstinyen’e “fazla gölge etme başka ihsan istemem” diyen), Ölalyüs, Damaskias, Simplisiyüs ve Isidorüs'un Jüstinyen'in zulmünden Uzak Doğuya kaçışlarıyla da bilgelik öğretisi tarihe karıştı. İpatya’nın hunharca katledildiği dönem, Pagan felsefesinin sona erdiği ve hristiyanlaşmanın güçlendiği süreçtir. Hristiyan dünyası için bu süreç içinde doğa bilimleri ve matematik alanlarında yoğun bir gerileme dönemi başlamıştır. İpatya çağının TEK bilim kadınıdır ama sadece KADIN olduğu için ve Hristiyan dininin etkisiyle, ne felsefe ne de bilim tarihinde tam 1500 yıl boyunca adı belirgin bir şekilde geçmemiştir. İpatya 45 yaşında uzun işkencelerden sonra, derisi yüzülerek ve vücudu parçalanarak katledildi. Onun öldürülmesi dünyanın bin yıldan fazla cehalet ve batıl inanç bulutlarıyla kaplandığı karanlık çağların başlangıcıdır. Ne gariptir : bu çağlar 11 Mayıs 330 günü ilk hristiyan Roma İmparatoru Konstantin’in Bizans şehrini “Yeni Roma” adıyla imparatorluğunun başkenti yapmasıyla başlamış (Konstantin’in ölümünden sonra da şehrine Kontantinopolis adı verilmiştir) ve 29 Mayıs 1453 günü Sultan Mehmet II’nin aynı şehri almasıyla son bulmuştur.

Resim 3: italyan ressamı Fausto Zonaro'nun (1854-1929) yaptığı “Mehmet II ve Konstantinopolis'in Fethi” tablosu
MS 312 yılında, İngiltere ve Galya’da hüküm süren ve Paganist olduğu halde hristiyanları koruyan Konstantin, Roma imparatorluğunu yeniden birleştirmek için, İtalya ve Afrika’da hüküm süren Maksans’a saldırdı. Torino’daki ilk savaşı kazanan Konstantin’in ordusu Roma’ya doğru ilerlemeye başladı. Hasımlar Roma girişindeki Milviyüs köprüsü önünde yeniden karşılaştılar. Rivayet olunur ki savaş sabahı Konstantin gökte, üzerinde Latince “İn hoc signo vinces = bu işaretle galebe çalacaksın” yazılı olan bir haç gördü.

Resim 4: Konstantin’in gördüğü hayal veya serap. Tablonun yapımcısı bilinmiyor.
Bu savaşta Maksans’ın ordusu dağıldı ve kendisi Roma’yı sulayan Tiber nehrinde boğularak öldü. Bu olaydan sonra Konstantin hristiyan dinini seçti ve ilk iş olarak ta Maksans’ın iki oğlunu hristiyan dinine kurban ettirtti.
Fransız düşünürü Voltaire (1694 – 1778. Toplumda bireyin mutlu olabilmesi için tek şartın “Özgür düşünce ve laiklik” olduğunun en büyük savunucusudur ve bu nedenle de katolik kilisesine ters düşüp Fransız akademisi üyesi olmasına karşın yaşamının büyük bir bölümünü İngiltere ve Almanya gibi katolik olmayan ülkelerde, sürgünde, geçirmiştir) “Felsefe sözlüğü” yapıtında, İpatya’nın öldürülmesini “Krillo adlı bir papaz ve köpeklerinin, yobazlardan oluşan bir sürüye sırtlarını vererek işlediği hayvanca cinayet” olarak anlatır.
İpatya’nın katledilişinden bu yana tam 1595 yıl geçti. İpatya bilimin ve aklın belki ilk kurbanıydı ama erkek egemen din vahşetinin onbinlerce kurbanından sadece biriydi. Onun tek suçu erkeklerin dünyasında bir kadın olmak, dincilerin dünyasında akıl ve bilimi savunmak, düşündüğünü özgürce söylemekti.Ipatya cinayetinin üzerinden 1595 sene geçti de, acaba ne değişti? Halâ sadece kadın olduğu için öldürülenler, aklı ve bilimi savunduğu için katledilenler, özgürce konuştuğu için vurulanlar, hapsi boylayanlar yok mu sanki?..

Resim 5: İskenderiye'li İpatya'nın hayalî resmi - Gerçek Ipatya portresi mevcut değildir.
Sevgili “Kadın” okurlarım; “Gizli bahçelerinizin, hani şu erkeklerin sizleri anlayamamalarından doğan baskılarından kurtulabilmek için yarattığınız; her problemli anınızda kendinizi içine attığınız ve, nedense, hiç bir erkeği kapısından içeri sokmadığınız; size özge o bahçelerinizin yeşili üstündeki bin renkli çiçekler ve o çiçeklerle oynaşan güler yüzlü güneşiniz hiç ama hiç eksik olmasın” diyorum. Benden duymuş olmayın ama erkekler gizli bahçelerinize giremedikleri için sizleri kıskanırlar ve bazen deliye dönüp şiddete kapılırlar. Böyle zamanlar için “Yaratan sizleri korusun!..” demekten başka bir şey gelmiyor elimden..

Resim 6: Oriyantalist ressam Fausto Zonaro'nun bir diğer Istanbul tablosu
Savaş Manço
++++++++++++++
|