| Yazan: Sevim Onuralp,
Tarih: 11-01-2010
|
Okunma Sayısı : 867  |
Yayınlama yeri : , Sevim Onuralp |

Kanada'da, yaşamaya karar verdiğim zaman, bir çok dostluğun, arkadaşlığın arasına, uzaklıkların, gittiğiniz yerlerin yaşam şartlarının getireceği yüklerden dolayı, zamanın gireceğini biliyordum. Çok entresandır, geldiğiniz yerlere ziyaretlere gittiğinizde, bütün bunların geçmişten bu yana var olduğunu,anlamam için bir yerlere gitmem gerektiğiymiş. Elbette bu benim düşüncem.
İtiraf etmem gerekirse, ya da sır vermem gerekirse, yaşadığım bu yerde, yaz- kış, sonbahar- ilkbahar demeden , dört mevsim, açık havada koşmam, yürümem, tenimin, zihnimin, sahte ışıklar altından kopup, perdelerle, tüllerle örtülü odalarımızdan, jaluzilerle kaplı iş yerlerimizden kurtulup, sınırsızca, özgürce, mis gibi ağaç kokan, doğal yaşamın içindeki ciçekler, hayvanlar, güneşin o baş döndüren ışıkları altında olmamın huzuru, mutsuz ve kan gölüne dönmüş dünyamızda bir nebze bana hayat veriyor.
Kader'e mal ettiğimiz yalnızlığımızı, sahiplenilmek duygumuzu, hiç hissetmediğimiz kadar yüreğimizin orta yerinde buluruz. Yaşam tecrübeniz arttıkça, kelimelerin toplum içindeki anlamsız ve saçma bağlantılarını keşfetmeniz, artık geçmiş için kocaman bir boşluktur. Kelimelerin oyunlarına hapsedilmiş yaşamlarımız, başını uzatınca, başında tokmakla bekleyenlerce cezalandırılmış ve kader deyip susturulmuş.
Oysa, tek bir sözcük, 'paylaşmak'. Sahiplenilmek değil, asla birilerine ya da bir şeylere ait olmak değil, "insanla" olmak denseydi!
Bu yıl, Ontorio'da beklenen yılbaşı kar'ı yağmadı. Ontario bölgesinde bir çok yerde Kanadalılar büyük hayal kırıklığına uğradı. Soğuklar yerinde. Yine de, eskilerin deyimiyle "bu da kış mı" dedirtiyor, Kanada. Kış mevsiminin henüz ilk ayındayız . Önümüzdeki aylarda gerçek yüzünü görebiliriz. Daha kuzeylerde kış beklentisi yok. Yazın bile sizi üşüten bir mevsim yaşarsınız. Dört mevsim buralar için kıştır.
Kar yağdığı zaman uzun bir sessizliğe gömülürsünüz. Şehir merkezine inmediğiniz zaman kapınızın önünden geçen bir iki arabanın dışında hiç bir gürültü duymazsınız. Kenar sokaklarda yürüyüşe çıktığınız zaman acaba ben uzayda mı yürüyorum diye düşünürsünüz. Evler ıssız. Sokaklar ıssız. Bulmaya çalıştığınız huzur ayağınıza gelmiş gibi, karlara bata çıka, yürürsünüz.
Hayatınızın tümüyle değişeceğine, sizi bekleyen tehlikelerden korunacağınızı inandığınız bir yerdesinizdir. Sonunu bilmeden, için için acabalarla dolu, emin olmadan, o hislerle, karlarda bata çıka yürürsünüz.
Aklınızda, aradığınız yer burasıdır. Dönüşü olmayan, zaten bunu da istemediğiniz, gerçek bir dünyada yaşamaktasınızdır. Zaman zaman rüya mı bu dersiniz. Kendinizi çimçiklersiniz.
Her yer tablo gibidir. Kapınızın önünden alacağınız bir kaç fotoğraf bile, bu tablonun gerçek olduğunu gösterir. Kışın daha çok kapınızı çalar sincaplar. Kuşlar daha çok gelir. Dökülen yaprakların ardından çıplak kalan ağaçlardaki kuş ve sincap yuvalarının o incecik dallarda nasıl yapıldığını düşünürsünüz. Arabanızla yolda giderken sağınızda ya da solunuzda yer alan ağaçlık alanlarda geyikleri görürsünüz.
Bütün bu güzelliklerin ve sonsuz gibi gelen huzurun içinde nedendir rahatsızlığımız? Gördüklerimiz mi, hissettiğimiz mi önemlidir? Gurbetlik, düşünen her insan, sorunun cevabini, bu yol ayrımını tahlil edebilmesinde bulmaktadır.
Coğunlukla, "itiraf edin hadi sizde" hissettiğimiz bir sığınaktır. Bütün kötülüklerden, kaygılarımızdan, paranoyak kimliklerden, savaşlardan, bizi koruyacak, kollayacak bir sığınaktır istediğimiz. Ne kadar isterseniz isteyin bulduğunuz bu sığınakta yine bir şey eksiktir.
İnsan!... Bulmak mı?


Sevim Onuralp
|