| Yazan: Savaş Manço,
Tarih: 05-01-2010
|
Okunma Sayısı : 1006  |
Yayınlama yeri : , Savaş Manço |

Sevgili Okurlarım;
“Türkiye’nin en güzel, en anlamlı, en sevimli, bir o kadar da gizemli simgesi nedir?” diye sorarsanız hiç düşünmeden yanıtımı veririm: “Nazar boncuğu!..” Nazara inanın veya inanmayın ama bir yabancıya nazar boncuğunun ne olduğunu anlatmayı deneyin bir: bakın neler söyleyeceksiniz...
Bıraksalardı da yaşasaydı 2 Ocak 2010 sabahı 67 yaşını bitirmiş olacak olan kardeşim Barış ta benim gibi düşünürdü. Bu nedenle de yıllar boyu yurt dışına çıkarken sayı olarak en fazla götürdüğümüz armağan da haliyle nazar boncuğu oldu. Ayrıca Barış Belçika’daki öğrencilik devresinde okula giderken “Öküz gözü” dediğimiz 20 – 25 santimetre çaplı nazar boncuğunu boynuna takardı. Hatta 2002 yılı içinde, 1963 yılından bu yana hemşehrisi olduğumuz Belçika’nın Liège kentine gelip Nâr-ı Beyza programı için röportaj yapan Beyza Güdücü’ye Barış’ın sınıf arkadaşı ve okudukları Akademi’nin şu anda emekli hocası olan Alain Van Belle kardeşimi anlatırken “Barış’ın okula gelirken boynuna taktığı ‘Sahanda yumurta’ kolyesini hiç unutmam” demişti... Ne de olsa Barış “Güzel Sanatlar Akademisi” öğrencisiydi ve onun okul çevresi benim “Yüksek Denizcilik Okulu” çevremden çok daha anlayışlı idi. Bu nedenle ben gömleğin altında kalan ve çapı 1 santimetreyi geçmeyen iddiasız gözbocukları ile yetinirdim. Barış giderek sanatçı yaşamında gözboncuğunu yüzük ve diğer takılarla değiştirdi ama ben, doğrusu, yıllar yılı küçük boylu ve gösteriş fakiri gözboncuklarıma sadık kaldım. 12 Nisan 1941 doğumlu olduğuma göre, şaka bir yana, neredeyse 70 yıldır nazar boncuğu taşırım. Artık nazara çok alıştım ve büyük olasılıkla ona inanıyorum... Neyse, konuyu uzatmayayım, çünkü bugün sizlere çok özel bir nazar boncuğu öyküsü sunmak istiyorum.
20 yıla yakındır eski sahibini çoktan unuttuğum bir nazar boncuğum var. Daha doğrusu pek unutmuş sayılmam çünkü 20 yıldan fazladır içimde o boncuğun bana geçişiyle ilgili buruk ve pişmanlık dolu bir his var: sanki o boncuğu alırken utanç verici bir eylem, bir zorbalık yapmışım gibi gelir bana hep. Zaman sisinin ardında hayal meyal anımsadığım ve adını bile bilmediğim bir esmer güzeli var: onu gördüğüm anda beni çok etkileyen ama beni farketmeden benle konuşan, bana bir kaç saniyelik kısa bir rüya yaşatan, ahu gözlerinin teki gür saçlarının ardında saklanmış ve dikkatini çekmek için çabalayıp ta başarılı olamadığımdan önünde hırçınlaştığım bir esmer güzeli. Sanıyorum bu nedenle de sonradan çok pişman olacağım ama gerçekten anımsamadığım bir davranışta bulundum o an. Belki karşımdaki de büyülenmişti ki o kısacık konuşmamız sırasında beni nasıl etkileyip büyülediğini hiç bir an hissetmedi. Sanıyorum duyduğum “beni Barış’a ve Kurtalan’a götür” tümleci beni bir kıskançlık girdabınına atıverdiydi birden...
.......
3 Ağustos 2009 günü Facebook’tan, beni yıllarca geriye götüren şu iletiyi aldım:
Gönderen: Emine
Konu: 1988 ABD
"Selâm. 1988 ABD’deki konserde sen benden boynumdaki nazar boncuğunu istedin ve vermiştim...Hatırlamazsın ama ben hiç unutmadım ve Barış abim ile o gün çekilen resmim benim hazinem... Senle de var... Sizlere çok ama çok teşekkür ederim bana hepiniz ile resim çektirme fırsatı verdiğiniz için..."
.......
Aslında o olay Emine’nin anlattığından biraz daha değişik gelişmişti. Yıllardır boynumda taşıdığım bir göz boncuğu vardı. Ve bu boncuğu gözleri ve bakışlarıyla beni bir anda tarif edilemeyecek kadar etkileyen çok cici bir kızın gerdanında gördüğümü, boncuğu ondan istediğimi ve bu adını bile bilmediğim kızın o boncuğu bana verdiğini hatırlıyorum. Aradan bir kaç gün geçip te bu arsızlığımdan üzüntü duyup o boncuğu istememden dolayı kendi kendime utanç duyduğumu da çok iyi biliyorum. “En güzel şeyler en kısa sürenlerdir” misali o cici kız bir kaç dakika içinde kaybolup gittiği için artık yapılacak bir şey kalmamıştı. Sonuçta beni çok etkileyen bu kızın anısına o kolyeyi boynumda taşımaya başladım. Derken yıllar geçti ve ben taşıdığım bu kolyenin bana geliş şeklini de unuttum. Belleğimde kalan sislere bürünmüş çok cici bir kız imajı ve daha belirgin olan o kolyeyi istememin verdiği utanç hissi ile 20 yıldan fazladır bu isimsiz boncuğu taşır, dururum... Ve Emine yanılıyor: hem Barış’la, hem de bütün Kurtalan Ekspres elemanlarıyla resim çektiler ama benle değil!..
.......
1 Ocak 2001 günü, daha önceleri adı “Şirket-i Hayriye” olan ve henüz İstanbul belediyesine devredilmemiş olan Devlet Deniz Yolları İstanbul Şehir Hatları Müdürlüğü ricamı kırmayarak adını “Barış Manço” koydugu vapurunun resmî isim verme törenini yaptı. O gün benim özel davetlilerim arasında şimdi gökteki ikinci kardeşim olan Cem Karaca ve eşi İlkim de vardı. Cem ve İlkim bana üstünde kardeşimin yüz şekli ve ismi olan küçük bir gümüş plaket armağan ettiler. Ben de bu plaketi hemen boynumdaki nazar boncuğunun yanına ekledim. 5 Temmuz 2001 günü de adını Atlantik Barış Gülpembe Manço koyduğumuz kızımız doğdu. İstanbul’dan doğuma gelen kayınvaldem torununa bir sürü armağan getirmişti. Bunların içinde kızımıza gelen nazar boncuklarının ilki de vardı. Bu boncuğa “60’ında baba olanın yeni doğacak bebeğinden çok daha fazla gereksinmesi var” diyerek el koydum ve onu da boynumdaki zincire geçirdim. Kayınvaldem olayı kıskançlığıma verdi ama sesini çıkarmadı...
Yukardaki iletiyi alınca sonsuz heyecanlandım ve meraklandım tabii ki!.. Bakın, sonrası nasıl gelişti:
Savaş : Bizim dostluğumuz 21 yıl önce başladı, bugün değil!.. Facebook’ta sahifene baktım ve profil resmini çok beğendim. Yanındaki güzel şey de kızın her halde: Yaratan bağışlasın!..

Resim 1: Emine ve kızı Dijle 2009 güzünde Florida'da. Yaratan onları nazardan saklasın! İyi ki onların gözboncukları var!..
O hazine resimlerini lütfen benimle de paylaş. Eğer buraya, Belçika'ya gelirsen sana nazar boncuğu kolleksiyonumu gösteririm: bakalım kendininkini bulabilecek misin? (Ben bu iletiyi yazarken kızım da yanımda idi ve sorusu üzerine olayı anlatınca Emine’ye bir çiçek resmi, ayrıca kendi video ve resimlerini yollamak istedi: her zamanki gibi onun dediğini yaptık tabii ki!.. Resimlerden birinde, 1989’da bizimle beraber Amerika’ya gelmiş olan üçüncü oğlum Ural Manço’da vardı. Ama bendeki göz boncuğunun resmini yollamadım Emine’ye çünkü biraz da olsa içimde bir şüphe vardı hâlâ). Bilsen o kısacık mesajınla bugün beni 21 yıl geriye götürerek ne kadar heyecanlandırıp mutlu ettin... Sağol: iyi ki yazmışsın ve iyi ki Barış kardeşim olmuş!.. Kardeşimle ilgili bir düzüne kitap olacak olay var yazmak istediğim... Ha, sahi, beni nasıl buldun Facebook'ta?
Emine : Inanamıyorum: şoktayım... Çok ama çok mutluyum... Sizle de resmim var: tarayıp albümüme koyacağım. Kısmet ise geliriz. İnanın şoktayım: nasıl ve ne yazacağımı bilemiyorum ama şu anda sevinçten ağlayabilirim. Sizi çok çok seviyorum. Ömür boyu aileniz ile sağlık ve mutluluk dilerim. Büyük şansım oldu: adınızı yazdım, bir sürü site çıktı. Şansıma birine tıkladım ve sizi buldum: çok mutluyum! Çok çok öptüm!
Savaş : Büyük şans demişsin ama o şans aslında benim şansım. Arayıp bularak beni gerçekten çok mutlu ettin: sağol!.. Bazen böyle ufacık gibi görünen ama aslında yaşamın en önemli kilometre taşları arasında olan bu tip rastlantılar bilsen insanda ne kadar çok şey çağrıştırıyor!.. En azından bana böyle oldu veya ben böyle hissediyorum. Ve bunun verdiği mutluluğu sana borçluyum. Iyi ki beni düşünüp aramışsın: yeniden sağol!.. Saatlerdir kafamdan geçenleri sana anlatayım biraz. Öncelikle "7'den 77'ye" programı, onun yapılış felsefesi, programın içeriği, programın yapılışında yaşanan iyi ve kötü olaylar, program dolayısıyla karşılaşılan insanlar, bu insanların verdikleri bilgiler ve düşünceler, ayrıca onların bıraktıkları anılar, dünyanın dört köşesinde duyulan, görülen ve yaşanılanlar... Senden dün gelen nefes yüzüme birden bir kamçı gibi çarptı... Dedim ya: Barış ile ilgili yazmam gerektiğini düşündügüm ama henüz gayrete gelip te yazmaya başlamadığım belki bir düzüne kitap var kafamda... Ve sen, tabii ki bilmeden ama sen, beni birden bire o günlere götürerek bana ödevimi hatırlattın: sağol!.. Dün gece erkenden yatağa girmiştim: şu sıralar çok uykuya gereksinmem var ama bizim saatle gece yarısı kafamda karışık fikirlerle uyandım. Şimdi ise saat sabahın 04.30'u nerdeyse (New Jersey'de saat kaç?) ve ben büromda hem dünyevî işlerle ugraşıyorum, hem de kafamda devamlı plan kurup duruyorum. Vallahi de billahi de iyi ki bana yazdın dün: belki de benim açımdan yeni bir dönemin başlangıcının habercisi oldu iletin... En azından beni yeniden "7'den 77'ye" programı zamanına göndererek... Ama hep "ben, ben" diye kendimden bahsediyorum. Biraz da seni konuşalım istersen? Profil bilgilerinde gördüğüm kadarıyla 1992'de üniversiteyi bitirmişsin. Anladığım kadarıyla şu son 22 yılı hep New-Jersey'de yaşadın. Kaç çocuğun oldu? Eşin ne iş yapıyor? Sen ne iş yapıyorsun? Çocukların ne okuyorlar? Ne bileyim işte: insanın merak edip te dostuna soracağı şeyleri ben de sana sordum böylece. Bazen geçmişi, bugünmüş gibi, sanal olarak ta olsa, yeniden, sinema izlercesine yaşamak çok iyi oluyormuş meğer ve ben bu bilgiyi sana borçluyum: sağol!..
Emine : Sevgi ve Saygı değer Savaş abiciğim, kızımla bu sabah saat 7 de, uçak ile Florida’ya, kuzenime geldik. Okullar açılmadan ve mübarek Ramazan başlamadan önce kısa bir tatil yapalım dedik. Ben Amerika’da doğma büyüme olduğum için Türkçem zayıf olabilir ve imlâ hatası yapabilirim: lütfen kusuruma bakma. 1978 yılında Türkiye’den bir tanıdık geldi ve bize hediye olarak Barış Manço’nun Sarı Çizmeli Mehmet Ağa plağını getirdi. Bu plak o zamana kadar dinlediğim Türk müziğinden çok farklı ve eğitici idi: benim müzik anlayış tarzım değişti ve Barış Manço hayranı oldum ve o plak hâlâ sandığımda saklı. Yazları Türkiye’ye giderdik ve Barış Manço’yu televizyonda izlerdim. 15 Mayıs 1987’de ailecek Türkiye’ye geldik ve 4 gün sonra babamı kaybettim ve 18’imde dünyam yıkıldı. O yıl mecburen annem ile Türkiye’de 6 ay kaldık. Bir yandan Kur’an okudum, bir yandan da Barış ağabeyimin şarkılarını dinledim ve ağladım. İnan, beni ayakta tutan onun şarkıları oldu. Temmuz ayında Gülhane parkında halk konseri verecekmiş diye duydum. Biz o yıl Kadıköy-Fikirtepe’de kalıyorduk. Çok yalvardım ve annem ile yengem beni konsere götürdüler ama biz yanılmışız: o akşam Mustafa Topaloğlu varmış. Barış Manço yarın gelecek dediler. Ertesi günü annem kesinlikle olmaz, bir daha o yolu tepemem dedi. Ben de yeni evlenmiş kuzenime yalvardım ve beni onlar götürdüler. O gece “Süper Babanne” şarkısını söylediğinde yaşlı ama çok tatlı bir babanne vardı sahnede... Gülhane’de o akşam adı İrfan olan bir genç benle konuşmaya çalıştı, başardı ve 1990’da evlendik. 1992’de de kızımız doğdu. 1988’de üniversiteyi çalışarak okuyordum. O yıl Barış Manço New York’a konser için geldi. Biz de gurup olarak gittik. Sen o gece benden nazar boncuğumu istedin ve karşılığında bizi Barış’a götürdün. O gece senin ve nazar boncuğumun sayesinde Barış abimizle resimler çektik ve tüm hayallerim gerçek oldu. Neden dersen Barış abimin şarkıları beni hem ayakta tuttu hem de babamın ölümünden sonra nefret ettiğim Türkiye’yi bana yeniden sevdirtti. Barış abimin ölümü beni çok üzdü ama o benim için hiç bir zaman ölmedi: tıpkı babam gibi içimde yaşıyor... Gerçek şu ki Barış Manço benim için bir efsane. Senin konserde benden nazar boncuğumu istemen, benim tereddüt etmeden onu sana vermem ve senin sayende kuzenlerimle Barış Manço ile resim çektirmemiz unutulmayacak, gurur verici bir şeydir benim için çünkü senin sayende dünyalar bizim oldu...

Resim 2: 5 Mart 1989 New York konseri sonrası nazar boncuksuz (!) Emine Barış Manço ile
Savaş : Sevgili Emine, önce bir yanlışlığı düzelteyim: kayıtlarıma baktım ve New York konserinin 1988’de değil de 1989’da olduğunu gördüm. Senden şimdi bir de ricam olacak: hemen, şu anda, 1989’da New York'ta bana verdiğin nazar boncuğunu tarif edebilir misin? Babanı çok genç yitirmişsin: üzüldüm. Her halde sizleri bırakıp Yaratan'a kavuştuğunda 40 yaşlarında falandı: Allah rahmet eylesin. Evlilik öykün de çok hoş: neredeyse kardeşim sana çöpçatanlık yapmış!.. Baksana onun 1987 Temmuz ayındaki Gülhane halk konserinde bir genç seninle konuşmuş ve evlenmişsiniz... (Aslında o gün ben de Gülhane parkındaydım ama 50.000 kişinin içinde sevgili eşi İrfan gibi Emine’nin farkında olamadım!..) Fikirtepesi de çok ilginç: o bölge dede yadigârı olarak Manço ailesinin topraklarıydı ve rahmetli babam hepsini parsel parsel arsa olarak sattı. Oralarda ailemiz fertlerinin adlarını taşıyan bir çok sokak var ve yaklaşık 300.000 kişi bizim eski topraklarımızda oturuyor şimdi. Dün Bahadır'ın ölümüyle sarsıldım. Rahmetli Bahadır hem 1987 Gülhane konserinde hem de 1989 New York konserinde vardı. Çok iyi karakterli ve vefalı bir insandı. Yaratan Bahadır’ın günahlarını affeder İnşallah: Amin!.. Sevgili Emine; sakın beni üzdüğünü falan sanma. Tam aksine: seninle yazışmak bana çok iyi geliyor. Daha önce dediğim gibi yapmam gereken işleri ve yazmam gereken olayları hatırlattın bana. Daha ilerde bunları yeniden konuşuruz çünkü ben de seni üzmekten korkuyorum. Bir de şu nazar boncuğu çok önemli benim için. Lütfen 1989’da, New York'ta bana verdiğin nazar boncuğunun tarifini hatırlayıp yaz ve yolla. Sana, eşine, kızınıza, yeğenlerine ve oradaki tüm dostlara en iyi dileklerimi iletirim.
Emine : Nazar boncuğu altın çerçeve içinde bir kalp idi. Tabii ki mavi bir gözü vardı ama kaşı ve kirpikleri de olan. Değişik bir şeydi hatırladığım kadarıyla. Bak bu da New York konseri biletim: konser 5 Mart 1989 Pazar günü Belediye sarayında, saat 14.00’teymiş.

Resim 3: Emine’nin 5 Mart 1989 New York Barış Manço – Kurtalan Ekspres konseri bileti
Savaş : Sevgili Emine 21 yaşını doldurmakta olan bizim göz boncuğu öykümüzü Barış’ın 67’nci doğum gününü de kapsıyan 2010 Ocak ayında, kanadainfo.com okurları ile paylaşmama izin verir misin?
Emine : Elbette, benim için şereftir, gurur duyarım!.. Sen bir tanesin!.. Senin ve güzel kızlarının yeni yılınızı candan kutlar, sağlıklı bir 2010 geçirmenizi dilerim. Sizler çok çok öptüm...
.......
Tüm kanadainfo.com okurlarına, sevgili Emine’ye, eşi İrfan’a ve kızları Dijle'ye Barış ve Sevgi dolu 2010 yılı diler, yeniden herkese “Aile boyu” sevgilerimi iletirim.

Resim 4: Yazarınızın yıllardır boynunda taşıdığı 3 ögeli kolyesi
Savaş Manço
|