| Yazan: Yusuf Altıntaş,
Tarih: 25-11-2009
|
Okunma Sayısı : 786  |
Yayınlama yeri : , Yusuf Altıntaş |

İstanbul Teknik Üniversitesi, Makina Fakültesi Uçak Bölümüne her yıl 15 öğrenci alıyorlardı. Zoraki stajı askeri öğrenci arkadaşlar Eskişehir’de, biz de Yeşilköy Uçak Teknik Servis ve Bakım atölyesinde yapıyorduk.
1974 yılı Temmuz ayında Yeşilköy Hava Alanında staj yaparken Kıbrıs’ta, Yunanistan’daki askeri cuntanın tezgahı ile Sampson askeri darbe yapıp Makarious’u kovaladı. Hava alanını korumakla görevli Albay tıfıl uçak mühendisliği stajyerlerini içtimaya çağırdı.
-“ Ulan, kulağınızı açıp beni dinleyin! Burası savaş zamanı olduğu için askeri mekan oldu. Sizden komünist, anarşist, hippi ve her türlü boktan adam çıkar.Yarım saat içinde havalanını terkedin, marş marş!”
Bir aylık stajımızı bitiremeden kovalandık. İstanbul’daki eve vardığımızda Kıbrıs Barış Harekatı başlamıştı bile. Askeri tedbirlerin göz açtırmadığı İstanbul Atatürk Havaalanında kuş uçurtulmazken, düşmanın ilk hedeflerinde olması gereken Bekilli’deki durum da farklı değildi. Bekilli’ye en yakın askeri birlik 85 km ilerde, Denizli’ye konuşlanmış tugay idi. Yakınında hiç bir askeri tesis ve fabrika olmamasına rağmen, Bekilli’nin şarapları ile ünlü olması, düşman askerinin şarapları içip aslan kesilmesinin önüne mutlaka geçilmesi gerekiyordu. Şaraplarımızın korunması vatan ve de milletin bek’ası için yapılması gereken şerefli ve de zaruri vatani bir görevdi.
Bekilli zaten I. Dünya savaşında Yunan işgali altında 2,5 yıl inim inim inlemiş, evlerdeki şarapları, kümeslerdeki yumurtaları ve bağlardaki taze üzümleri Yunan askerine kaptırmışlardı. Üstelik, dedemlerin evini de işgal edip, av tüfeğini sakladı diye dedemi Zıntı’daki karargahlarında öldüresiye dövmüşlerdi. Bekilli bir daha işgal altında inlemeyi göze almayıp olası düşman saldırısına karşı gerekli tedbirleri almıştı. Zaten Bekilli’yi korumak o kadar da zor değildi. Denizli – Uşak-Istanbul anayolundan içeriye doğru 45 km ilerde, Menderes nehrinin de 5 km ötesinde, suyun çıkmadığı, taşının bol, toprağının kıraç olduğu, deniz seviyesinden 830 m yükseklikteki yaylada 1250 yıllarında Selçuklu’lar tarafından kurulmuştu.Vaktiyle Rumların yakınında bile yerleşke kurmadığı Bekilli’ye padişahlar azad ettikleri köleleri ve sürgüne gönderdikleri beylerini sepetlerlermiş. Bekilli dolayısıyle korunması kolay olan izole bir mevkidedir.
Kıbrıs Barış Harekatında kasabanın Nahiye müdürü uzatmalı çavuş olan Karakol komutanına emri patlatır.
-“ Bekilli’yi daha evvel Yonan işgal etmişti. Bunca (bu sefer) adamlar bulamasınlar burayı. Jandarmalara ve Bekçiye haber et, karartma uygulansın! Bilhassa, kasabanın şarap ve pekmez atölyeleri, stratejik odaklar oldukları için, koruma altına alınsın. Bekilli’nin şarap ve pekmez atölyeleri düşerse, Bekilli halkı beyaz bayrağı çeker, memlekete rezil oluruz. Bekilli’nin insanı şarap içmeden,kışın pekmezle Garagatmaç (pekmez ile kar karışımı bir şerbet) yemeden duramaz, Yunan’a teslim olur! Düşman da pekmezle beslenip şarapla kafayı bulursa aslan kesilir, söküp atamayız sonra!”
Çavuş da Umar Havva Hala’nın kocası, Bekilli’yi gözü gibi yıllarca korumuş Bekçi Ala Dayı’ya emirleri iletmiş:
“Ala dayı! Bekilli’nin emniyeti senin elinde. Karartma uygulanacak, stratejik mıntıka olan şaraphaneler ve pekmez ocaklarında geceleyin ışıldak böcek bile görünmücek!”
Ala dayımız zifiri karanlıkda tavla ve pişti bile oynayamayan gençleri milis yapıp, görev dagılımı yapmış.
“Tufanların Saip dağ yollarına, Cobutlar şaraphanelere, Cengizin pekmez ocağına göz kulak olacak. Aşağı Kuyu, Konak Yıkığı ve Zıntı tarafını da o mahallelerin gençlerine emanet!".
Temmuzun sıcağında Bekilli ahalisi o zaman yenice çıkan, tek kanallı TRT 1 televizyonunu seyretmek istiyor ama ne çare. Pencereden sızan hafif televizyon ışığını gören milisler durumu Ala Dayı'ya gammazlayıp karanlığa gömüyorlar Bekilli’yi… Bekilli halkı kurnazdır. Çareyi bağlara gidip şarap içmekle veya pencereleri kilimlerle örtüp ışık sızdırmaz hale getirmekte bulmuşlar. Gerçi temmuz sıcağında ‘Kokar Hamam’ (eskiden, eşeklerle gidilen Ulubey yakınlarındaki kaplıcanın adı) gibi olmuş evleri ama Charlie’nin Melekleri ve Ceyarın karısını aldattığı dizileri aratmayan "Kaçak" dizisini TRT den seyredip oyalanmışlar.
Tufan Saip ve arkadaşı Damban Şükrü (Şükrü Tabak) mahallelerdeki evlerin kamufle durumunu kontrol edip, ışık sızdıran evleri Ala Dayıya gammazladıktan sonra motorsikletle Daşçı mevkisine kaçak far avına gitmişler. Ellerine kocaman, araba aküsüne bağlı projektör, tüfek ve tahra alıp başlamışlar tavşan aramaya.
Tufan Saip'in projektörü üstü ve altı renkli ama orta tarafı bembeyaz olan bir ava kilitlenmiş aniden. Tufeğini doğrultmuş ve hedefe yürümüş. O da ne? Adamın birisi donu indirip iki tane bembeyaz “kabak açılımı” yapıp kaka yapmakta.
Saip Usta tüfeği doğrultup hiçde Türk’e benzemeyen ve de Gavur olduğu yüzde yüz beyaz açılım yapan tarafından belli olan adama emretmiş.
-“ Uleeen sen kimsin, gıpırdama yakarım! Parolayı söyle!”
- “What?, What? What?”
Elektrikçi Saip Usta:
“Yok ulan Edison casus dürzü!”
- Whaattt?
Casus yalnız değilmis, iki kişilermiş ve herhalde stratejik bölgenin damarından girmek için eşekle ilerliyorlarmış. Casus, av tüfeğinin namlusunun ucunda korkudan açılımını dahi toplayamamış. Öbürküsü de sapsarı kesilip ellerini havaya kaldırıp, hiç bir mücadele etmeden Türk neferine teslim olmuş.
Saip Usta tüfeği Damban Şükrü’ye bırakıp:
-“Len gaçırma bunları sakın, aha bunla mıhlıyıve gaçalarsa...Ben candarmaya haber vermeye gidiyom, çabucak gelirim!”
deyip Bekilli’ye seğirtmiş. En büyük mülki amiri, devletimizin kudretli temsilcisi nahiye müdürüne tekmil verilmiş. Silahları kuşanan jandarmalar casusları ve eşeklerini Bekilli’ye getirmişler. Casusları, şimdiki Ziraat Bankası’nın yerinde olan eski hükümet binasındaki odaya hapsedip kapıya da silahlı iki nöbetçi jandarma dikmisler.
Casusları nahiye müdürü bizzat sorguya çekmiş:
-“Var sizinle ben İngilizce konuşmak. Siz burada ne yapmak?”
Adamlar bu Oxford İngilizce’sinden birşey anlamayıp homurdanmışlar.
-“What is this idiot talking about ?” (Bu adam neler saçmalıyor?)
Nahiye müdürünün İngilizce'sini anlamayan casuslarla o zamanlar yenice Hacettepe Tıp’da okumaya başlayan Al Gazının Vedat (Doktor Vedat) konuşmaya çalışmış. Vedat’ın da İngilizcesi yeterli olmayınca, Ala Dayı’ya Gazi Eğitim Enstitüsü (Ankara’da Orta Okul Öğretmeni yetiştiren yatılı okul, şimdi Gazi Üniversitesi oldu) İngilizce öğretmenliği bölümünde okuyan İbrahim Ulusoy’u getirmesini emretmisler. Yeni evli İbrahim sabahın saat üçünde bangır bangır kapı vurulunca sinirlenmiş.
-“Kim o len bu saatde kapıyı yumruklayan?” diye gürlemiş.
Ala Dayı:
-“Ibıram, oğlum ben, bekçi Ala dayın. Nahiye müdürü seni ünnüyo!”
-“Ala dayı, bu saatte gelmicem diyo dersin!”
-“Oğlum Ibıram, bu iş bildiğin gibi değil. Vatan-memleket meselesi, tercümana ihtiyacımız var!”
İbrahim içinden küfürleri basa basa Ala Dayının peşine düşmüş. Ala Dayı, casusların eşekle gece yarısı Bekilli’yi gözlemeye geldiğini ve de durumun ehemmiyetini anlatmış. İbrahim Nahiye müdürlüğünün etrafında kuş uçurtmayan Bekilli’li milisilerin arasından yürüyüp Nahiye müdürü ile casusların tutulduğu sorgulama odasına girmiş.
İbrahim :
- “Hello, how are you? Who are you, what are you doing in Bekilli?” (Merhabalar, nasılsınız. Siz kimsiniz ve Bekilli’de ne işiniz var?”
Casusların yüzüne aniden kan gelmiş, dillerini bilen birisi nihayet karşılarına çıktı diye sevinmişler. Can havliyle cevap vermişler.
-“We are British Tourists. We bought donkeys from gypsies in Uşak, and decided to go to Pamukkale through this country side. When I was shitting, two men with hunting rifles terrorized us. We are angry, thirsty, hungry, sleepy and very tired !”
(Biz üc İngiliz turistiyiz. Uşak’ta çingenelerden eşek alıp, Pamukkale’ye Dağardı köylerinden geze geze gitmeye karar verdik. Ben sıçarken tüfekli iki adam bizi terorize edip buraya getirdiler. Açız,sususuz, uykuluyuz, yorgunuz ve de oldukca kızgınız!)
İbrahim söylenenleri tercüme etmiş. Başta Nahiye Müdürü olmak üzere herkes utanmış, özürler dilemişler ama kadir bilmez İngilizler devamlı homurdanmışlar.
Turistler Bekilli’deki Danacı Otele yerleştirilmiş. Üç gün şaraplar, yemekler ısmarlanmış, dağlar – Menderes nehri eşeklerle gezdirilmiş. Üç günün sonunda İngiliz turistler insafa gelip Bekilli’leri affedince Pamukkale’ye otobüsle gönderilmişler...
Yusuf Altıntaş
Shanghai Hava Alanı Bekleme Salonu
11 Temmuz 2009
|